Kurt

Sokağın iki yanı da insanın gördüğünde içini ısıtan evlerden oluşuyordu. Aylardan ağustos olmasına rağmen, evlerin bacalarında dumanlar tütüyordu. Beyaz elbisesini üzerinden hiç çıkaramamanın yorgunluğunu dışa vuran toprak, insanların tekrar eden adımları karşısında çamura bürünmekten kaçamamıştı. Geriye, sokağın iki tarafındaki evlerin arasında asılı duran sokak lambası kalmıştı. İçinde derin bir utanç barındıran kurt, sokak lambasına aldırmadan ağır adımlarla bana doğru geliyordu. Bir kitap kapağının ardındaki bana ulaşmaya çalışan kurt hiç zorlanmadı. Ay ışığında şarkılar söyleyebilen bu canlı nasıl olmuştu da birdenbire içimi kemiren bir şeye dönüşmüştü?

Gölge

Geceler istemediğin düşleri doğuruyor
Hiç olmadığın kadar aklımdasın
Karanlıkta gözlerin pusulam oluyor
Yollar hep Ankara’ya çıkıyor

Başka adam fikrinin sancıları,
Sensiz uyandığım sabahlar,
Kokunun sindiği yastıklar,
Ne üzücü kağıda dökülen satırlar.

Bir gün düşersem düşlerine,
Dünyana yabancılaşmaktan korkarım.
Siyah bir adam olarak kalmaktan.
Karanlıkta var olamam gölge olarak.
Bulanıklık içinde varoluşsal bunaltılar,
Yanıltıcı yansımalarımdan sıyır beni.

Antik şehrin gri sokaklarında
Güneşe doğru bir salıncak kuralım
Çizgifilm izlediğimiz günlerin hatırına
Tanrıların huzurunda salınalım

18.08.2019

Kum Saati

Günler peşi sıra dizilmeyi bıraksa,
Akrep takip etse yelkovanı.
Bir kum saati denize aksa mesela,
Zaman, kelebeği de düşünse biraz
Sen de bir tutam benden koysan düşlerine
Şöyle açsan kollarını yırtılırcasına
Sarsan beni, ağacın toprağı gibi
Tohumlar eksem derinlerine
Söylenmeyen sözler versen bana
Hiç konuşmadan yaşanmalı her şey
Hiç konuşmadan, sadece susarak

14.07.2019

Karıncalar

Ah karıncalar severim ben sizleri
Adımlarıma dikkat ederim ezmemek için
Gözden uzak evinizi de merak ederim
Ama n’olur çıkın aklımdan

Söz konusu bensem karıncalar
İnsanlar hep yorgundur
Zaman hep düşmanım olmuştur
Alışagelmiştir seni seviyorum cümlesi
Hep hayatımda kal bencilliği
Ama ile bağlanan cümleler
Güneşe selam verdiğim geceler

Lütfen söyleyin karıncalar
İnsan hiç yorulur mu sevdiğinden?
Zaman herkese mi düşmandır?
Yoksa rutin midir bizi öldüren?
N’olur susmayın karıncalar
Yalanlar söyleyin bana
Kendini özgür sanan uçurtma misali
İnanmam gerek yarınlara

07.07.2019

Sensizlik

Bilinmezlik nehrinde boğulduğumdan beri
Bir gün dahi uyanamadım sensiz
Gözlerim aralandığında yeni bir güne
Hayalin hep dün bıraktığım yerde

Sokaklar geçiyorum ellerim cebimde
Hangi kumaş saklayabilir ki yalnızlığımı
Bir çift elin vardı avucumun içinde
Tuttukça küçülen bıraktıkça büyüyen

04.07.2019

Adamın Dünyası – 12

“Hayat geçiyor bebeğim köpükten oluşan baloncuklar gibi büyüyor ve yok oluyor… Ve biliyoruz ki her birinin özel bir renk skalası var kendini tekrar etmeyen. İnanıyorum ki birlikte bir iz bırakabiliriz bu dünyada, biz olarak, ikimizin karışımından doğan renkler, sen ve ben sadece sen ve ben” diye cümlesini sonlandırdı adam. İki insan birbirini ne denli tüketebilirse o denli tüketmişlerdi, yükleri ağırdı, yorulmuşlardı. Kendi yollarına devam ediyorlardı fakat içlerinde hep bi geriye dönüp bakma isteği uyanıyordu. Alışkanlıkların ardında bıraktığı izlerden oluşan yol muydu bu yoksa kaçırdıkları tarafta ne olduğunun heyecanıyla mı dönüp bakıyorlardı bilmiyorlardı. Aynı insan bile değillerdi artık, kendilerinden uzaklaşıp yeni bir ben doğurmuşlardı. İki insanın bir arada olup birbirini tüketmesinden daha değerliydi. Yolları bir kere kesişip ayrılan insanlar gibi yarınlara dair umutları, geçmişlerine dair keşkeleri kalacaktı. Ne o geçmiş umulan geleceği doğuracaktı, ne de içinde bulunulan an, geçmişi bugüne getirecekti. Her şey donuktu, o kadar donuktu ki bir ucundan dokunmaya kalksanız, zaman şarkı mezarlığını yola kusacaktı.

Çıplak Ayaklar

Anıların bir parçası olmanın ötesinde
Sen ve ben hiç biz olamadık.
Yaralar gibi anlık yaşanmışlıklardan doğan,
Derine uzanan bıçak yaraları.
Yıllara yenik düşmeyecek izler.
Üzerine tuz bassan da acımayan,
Yine de göze dokunan yaralar.
Bir sonrakinin sorusuna cevap olacaklar.

Yıllar sonra belki de
Özgürlüğü bulduğum bir ülkede
Bir çöpü karıştırırken
Aklıma düşeceksin
Oysa sevgilim, sen ve ben
Bütün ağırlığını bir toplumun
Uçan bir balona doldurup
Göğe yükselişini izlerken
Bir şehri keşfedebilirdik
Çıplak ayaklar eşliğinde

17.06.2019

N’olur Gel

Sıcak ve meltemli bir yaz gecesi
İngiliz Bahçesi’nin sonsuz yeşilliklerinde
Toprak bizi kucaklıyor, yanımdasın.
Gökyüzüne uzanıyoruz
Yıldızlar bize şaşırıyorlar
Bir yere gitme istekleri
Bu yüzden midir?

Şarap şişemiz boynunu devirmiş
Evin yolunu bulmamız gerek
Bisiklete biniyoruz, düşmemen lazım
Belimden sıkıca sarılıyorsun.
Yol, bizi olmamız gereken yere götürüyor
Yol, her şeye dönüşebilir
Yol, sen ve beni biz yapabilir

Sen çoktan uyudun, seni izliyorum
Heyecanlıyım, gözlerimi senden alamıyorum
Uyumam gerek, uyumak zorundayım.
Nasıl bilebilirim yoksa
Uyandığımda yanımda olmanın hissini
Uyumam gerek bir an önce

Güneş üzerine düşeni yapıyor
Odamıza ışık doluyor
Gözlerimi açıyorum, yanımdasın
Gülümsüyorum hiç gülmediğim şekilde
Dudaklarını istiyorum ama yapamam
Sen beni öpmediğin sürece öpemem seni
Yasak elmayı yediğim günden beri
Gün yüzü görmedi bu gözler
İç sesim bağırıyor
Ne olur öp beni

01.05.2019 Münih

Aromanın Sarhoşluğu

Dişlerin göründüğünde ve
Yanaklarında çizgiler oluştuğunda
Birde gözlerime baktığın zamanlarda
Ben yaşamayı severdim.

Bana yasak olduğun zamanlarda
Birlikte yürüdüğümüz yollarda
Ellerin ellerimdeydi.
Benliğimi soydun bedenimden
Kahkahalarını bıraktın gecelerime
Ses tellerine asılı kaldım.

Sana yasak olduğum zamanlarda
Yaz esintisinde balkonda
Gözlerimizi kaçırdık
Aromanın sarhoşluğunda

Seğmenler’i sevemiyorum artık
Dans ettiğimiz ağacın gölgesi
Ruhumdaki çocuğu çoktan öldürdü
Ne o çocuk kaldı şimdi
Ne de sen hatırladığım kadın
“Bulamadık ki hiç birbirimizi”
Sen bana hala yasak
Ben sana hala tutsak