Çıplak Ayaklar

Anıların bir parçası olmanın ötesinde
Sen ve ben hiç biz olamadık
Yaralar gibi anlık yaşanmışlıklardan doğan
Derine uzanan bıçak yaraları
Yıllara yenik düşmeyecek izler
Üzerine tuz bassan da acımayan
Yine de göze dokunan yaralar
Bir sonrakinin sorusuna cevap olacaklar

Yıllar sonra belki de
Özgürlük arayışımın sonucu
Kendimi bulduğum bir şehirde
Bir çöpü karıştırırken
Aklıma düşeceksin
Oysa sevgilim sen ve ben
Bütün ağırlığını bir toplumun
Uçan bir balona doldurup
Göğe yükselişini izlerken
Bir şehri keşfedebilirdik
Çıplak ayaklar eşliğinde

17.06.2019

Adam & Ağaç

Sonra hiç beklenmedik bir şekilde bir kadın giriyor hayatına. Yeniden başlıyorsun kendini anlatmaya, belki aynı anılar seni dinlemekten sıkılmış ama ne önemi var? Kadın başardı bunu.

Oturup soruyorsun kendine hiç mi düşünmedi biz olabiliriz diye? Sadece bir kere düşündüğünü anımsıyorsun. Onda da eğer yanında olursam kendimi sana kaptırmaktan korkuyorum demişti. Aman ne korkulacak şey! 

Söyledikleri nereye gider düşünmez. Sözleri kırıcı, kırıcı olmasının da ötesinde unutamayacağım cümleler bıraktı bana. Balkondan aşağıya bakarken buluyorsun kendini, evi terketmekle kurtarıyorsun en azından. Hayatta zamanın yavaş akmaya başladığı anlar vardır ya işte o anlardan tam olarak. Kapıdan çıkıyorsun merdivenleri göz yaşları ile iniyorsun kulaklıklarını takıyorsun yeterince canın yanmıyormuş gibi üstüne bir de müzik açıyorsun ki bütün yol boyunca ağlayabilesin. Canın yanıyorsa sonuna kadar hissetmelisin yok öyle kaçmaya çalışmak, alkole boğuldun günler geride kaldı. Sonra kendi yoluna gidiyorsun ki biliyorsun en doğru olanı yaptığını ama lütfen diyor lütfen gel. Aptalsın, büyük aptalsın.

Bir yol çiziyorsun kafanda ve sanıyorsun ki her şey rayına oturacak sonunda. İçinde nasıl bir inanç varsa artık! Diyorsun bu sefer farklı olacak, bu sefer anlayacak. 

Doğum gününe gidiyorsun ama bitmesini beklemelisin yok öyle o anı yaşamak ya bir gün önce ya bir gün sonra. Mutluyum sanıyorsun, gecenin bir yarısı otel odasında nefes alamazken göz yaşlarına boğuluyorsun. Bir gün daha geçiyor aynı yataktasın, bu sefer yalnızsın. En kötüsü kokusu geliyor burnuna, yastığına dokunamıyorsun. Sen bir şeylerin değişmesi için çabaladıkça hiçbir bok düzelmiyor bu dünyada. 

Kendi yoluna gitmen gerek biliyorsun, yapmak zorundasın fakat sonra doğum günün geliyor. Hiç beklemediğin bir çizim, ağaç ve adama dair her şey. O kadar büyüleniyorsun ki aynı aptal umut tekrar içini sarıyor. 

Yolcu olmuştun zamanında, yanındaydı, mutluydun. Hayal kuruyorsun yine bir şekilde gidiyorsun yanına. Uçaktasın, heyecanlasın, elinde rengarenk kalemlerin var tıpkı hayallerin gibi. Aptal ölüm korkusu geliyor yine, sanki her şey bitecek rahatlamayacakmışsın gibi, neden korkuyorsan artık. Ağaç sana hediyeni veriyor sen ona yazdığın satırları okuyorsun. Sonra öpüyor seni, seni öyle bir öpüyor ki! O an biliyorsun o anı silemeyeceksin asla çünkü daha önce hiç böyle öpülmedi dudakların. Bulutlardasın her şey yolunda, bu sefer farklı olacak inanıyorsun. Bir hafta geçiyor, bir otobüs yolculuğunun sonunda vardığın bir şehirde, gecenin bir yarısında, annene sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlarken buluyorsun kendini. Aynaya bakınca kendini sevmemeye başladığın zamanlar, on yıl sonra saçlarını kesiyorsun.

Kararlısın, kanıyorsun, yeter diyorsun fakat yine bir şekilde olmuyor işte, nasıl sevdiysen ağacı! Cebinde bir aylık paran yok, dört beş ay başka bir ülkede yaşaman gerekiyor, ailenin desteği yok, gittiğinde çalışabilecek bir işin yok. Sen yinede o hayali kurdun bir kere. Birlikte yolda olma fikrinin büyüsüne kapıldın. Alıyorsun biletini, uçuyorsun başka bir ülkeye. Her yönüyle dolu dolu yaşanan beş gün kalıyor geriye. Bir an geliyor bir şeyler yine kötüye gider gibi oluyor, boş ver diyorsun zamanı değil, böyle hayal etmedin, düşlediğin gibi olsun her şey.

Ayrılık vakti, son gece. Dönüş yolu boyunca aklından gitmeyecek bir bakışı ve ağzından çıkan bir kaç kelime kalıyor geriye, yola çıkıyorsun. İçin fazlasıyla buruk, hissedebiliyorsun bir şeyler eskisi gibi olmayacak bir daha.

Diyorsun ki gel yanıma, böyle bir fırsatımız bir daha olmayacak. Münih’e gelmek için harcayacağım parayla daha fazla yer görebilirim diyor. Sen denklemde bile yoksun, kahroluyorsun. 

Sokakta yürürken cebine bakıyorsun ve tüm paranın otuz beş türk lirası ve beş eurodan ibaret olduğunu görüyorsun. Fakat kimin umurunda? Beş gece üst üste kollarında uyudum. Yoldaydık, mutluyduk ve hiç olmadığımız kadar özgür hissetmiştik.

İş buldum, arkadaşlardan biraz borç aldım, düzelirim yakında. 

Bisiklet üzerindesin, birden önünü görememeye başlıyorsun, göz yaşlarını kontrol edemiyorsun ve kenara çekiyorsun. O an biliyorsun ki bunlar ağaç için döktüğün son göz yaşların, söyleyemediklerin, öfken, sitemin, sözde çizdiğini düşündüğü aptal sınırlarını son geçişin.

Ağaç hiç anlamadı adamı, ağaçta olmak değildi adamın derdi toprak olamamaktı.

N’olur Gel

Sıcak ve meltemli bir yaz gecesi
İngiliz Bahçesi’nin sonsuz yeşilliklerinde
Toprak bizi kucaklıyor, yanımdasın.
Gökyüzüne uzanıyoruz
Yıldızlar bize şaşırıyorlar
Bir yere gitme istekleri
Bu yüzden midir?

Şarap şişemiz boynunu devirmiş
Evin yolunu bulmamız gerek
Bisiklete biniyoruz, düşmemen lazım
Belimden sıkıca sarılıyorsun.
Yol, bizi olmamız gereken yere götürüyor
Yol, her şeye dönüşebilir
Yol, sen ve beni biz yapabilir

Sen çoktan uyudun, seni izliyorum
Heyecanlıyım, gözlerimi senden alamıyorum
Uyumam gerek, uyumak zorundayım.
Nasıl bilebilirim yoksa
Uyandığımda yanımda olmanın hissini
Uyumam gerek bir an önce

Güneş üzerine düşeni yapıyor
Odamıza ışık doluyor
Gözlerimi açıyorum, yanımdasın
Gülümsüyorum hiç gülmediğim şekilde
Dudaklarını istiyorum ama yapamam
Sen beni öpmediğin sürece öpemem seni
Yasak elmayı yediğim günden beri
Gün yüzü görmedi bu gözler
İç sesim bağırıyor
Ne olur öp beni

01.05.2019 Münih

Aromanın Sarhoşluğu

Dişlerin göründüğünde ve
Yanaklarında çizgiler oluştuğunda
Birde gözlerime baktığın zamanlarda
Ben yaşamayı severdim.

Bana yasak olduğun zamanlarda
Birlikte yürüdüğümüz yollarda
Ellerin ellerimdeydi.
Benliğimi soydun bedenimden
Kahkahalarını bıraktın gecelerime
Ses tellerine asılı kaldım.

Sana yasak olduğum zamanlarda
Yaz esintisinde balkonda
Gözlerimizi kaçırdık
Aromanın sarhoşluğunda

Seğmenler’i sevemiyorum artık
Dans ettiğimiz ağacın gölgesi
Ruhumdaki çocuğu çoktan öldürdü
Ne o çocuk kaldı şimdi
Ne de sen hatırladığım kadın
“Bulamadık ki hiç birbirimizi”
Sen bana hala yasak
Ben sana hala tutsak

Yolda

Renkleri kendilerine boyamalısın
Her yeşil ayırt edilebilmeli bakıldığında
Ellerin boyanmalı gerekirse inandığın renkler uğruna
Renklerin danslarında ahenk yakaladığında
Bakabileceksin gözlerine bir insanın

Çizgileri akışına bırakmalısın
Duvarlar seni kendinden uzaklaştırıyor
Oysa özgür kaldığın sürece kadınsın
Ve uçtukça arzulanacaksın tarafımca

Kağıdı yırtıp atabilmelisin gerektiğinde
Yeniden başlamalısın tutkularınla
Çizgilerinin sınırları olmadığında
Renklerin de koşacaklar çocukça
Ve bir tren camından kendine baktığında
Çizebilmelisin beni tarafsızca

10.02.2019 Prague

Eksik

Beytepe şimdi bembeyaz olmuş
Kar taneleri gözyaşlarıma karışıyor
İnsanlar çekip gitmeyi mutluluk sanıyor
Ben her geçen gün eksiliyorum.

Biraz senden öncekilerden gidiyor
Biraz kendimden ödün veriyorum
Biraz sonrakileri gömüyorum
En çok seni yitiriyorum

Adamın Dünyası – 11

Yarınları küçük bir sırt çantasına sığdırıp özgürlük kokan kadına doğru yola çıktım. Yolculuğun var olmasına sebep olan dayanılmaz özleme doğru. Üç saat sürecek olan bir uçak yolculuğu. 

Kendimi ölüme en yakın hissettiğim anlar hep uçak yolculukları olmuştur.  Ölümü hiç düşünmediğim anlarsa bir kadının kolları. Ölümsüz hissedebilmek için ölüm düşüncesine katlanılmasının zihni bulandırması sonucu gelen ekstra duygusallık anlarında kurulan hayaller hiç kurulmamalı. Bu hayallerde o insanı ilk nerede göreceğinizi nasıl sarılacağınızı ve sizi nasıl karşılayacağını düşündükçe yol dayanılmaz bir hal alıyor.

Uçak indi, korkularımı bir kenara koydum. Bulanık düşünceleri netleştirme zamanı geliyor. Fazla uzun sürmüyor, Ankara sizi her zamanki gibi yalnız, yapayalnız karşılıyor.  Yıllar önce bir başınıza geldiğiniz bu şehre her defasında yalnız gelmek zorunda kalıyorsunuz. Bu şehirde bir şey var, bana hep acı veriyor.

Yalnızlık biraz da elleri ceplerinde yürümektir.  Kabuğuna çekilir insan, tutacak bir el yoktur belki, belki ellerin üşüsün istemezsin, belki omuzların öne düşer kendine sarılıyor hissedersin. Güzel şeydir ellerin cebinde yağmurlu bir sonbahar gününde yaprak çıtırtılarında ki yalnızlık. 

Ellerim cebimde yürüyordum, koluma girmişti. Yanımdaydı, ellerini tutmak istedim ama yapamadım. Her şeyden daha özeldir bence bir kadının ellerini tutarak yürümek. Benim diyebilmektir biraz, biraz dışarı haykırmaktır bizi. Cebimden ellerimi çıkardı beni yalnızlığımdan sıyırdı biraz biz olmuştuk, hissetmiştim. Kızılay’dan Seğmenler’e kadar yürüdük elimi hiç bırakmadı. 

Uzun süre gözlerime bakamazdı. Nedenini hala bilmiyorum. Saçları şimdiye kadar ki en karşı konulamaz halini almışlar. Belki de bu denli uzak olduğum içindir, bırak en karşı konulamaz haliyle kalsınlar başkaları daha güzel sever belki ben zaten gidiyorum.

04.12.2018

Tek Kişilik Hayat

Tek kişilik dönme dolap
Tavan ve yatak arasına kurulu
Zaman çarkları çevirdiğinde
Işıklar siyaha bürünecek
Bir süre kendi içimde döneceğim

Tek kişilik bir pencere
İkimizin arasına kurulu
Sen karanlığa süzüldüğünde
Sarı elbiselerin içinde yapraklar
Rüzgardan kaçmalılar çocukça

Yıllar bir sayıdan ibaret değil artık
Ölüm anlam kazanmaya başladı
Yeterince susmadık mı?

Bilinmezlik

Bir düzine gece boyunca susarak
Birbirimizi karanlığa sunacaktık
Şarkılardan çadır yaparak
Bir uçurumun kenarına kuracaktık
İç sesimiz kök salacaktı
Orman yemyeşil uyanacaktı
Anılardan kor bir ateş yakacaktık
Sıcaklığında gözlerime bakacaktın

Adam kadını koklayacaktı
Kadın gökyüzünü özgürlüğe boyayacaktı
Zaman yıldızları görünür kılacaktı
Sonsuzluğa uzanacaktık

Bir düzine gece sonunda
Birlikte uyuyacaktık
Yalnızlığa mı uyanacaktık
Yoksa yola mı çıkacaktık
Özgürlük kokan kadınla