Kaçış

Her şeyi geride bırakıp gitti cümlesindeki kadar kolay olabileceğini düşünmüyordum elbette.  Zaten olsa olsa bunu sen yapardın. Sırf bu yüzdendir uzak şehirlere kaçışlarım. Düşüncelerimi arındırma çabalarım.

Her gittiğim yere seni de yanımda götürüyorum. Elimi tutuyormuşçasına yürüyorum eski taş yollarda. Ağaçların gölgeleri gizlerken sarı sokak lambalarının hüznünü, ben hep seni düşlüyorum. Gördüğüm her aşktan bir parça çalıyorum yanan yüreğime. Balkan ezgilerinin hüznüne, gülüşlerini katıyorum.

Onca çırpınışa rağmen, tekrar sana dönüyorum.

Ne vakit Ankara’ya gelsem nefes almam zorlaşır. Gökyüzü yere daha yakındır Ankara’da. İnsanı hüzün basar, keder sarmalar, duvarlar üzerine üzerine üzerine gelir. Yine de çığlık atamazsın bu şehirde. Öyle bi seversin ki Ankara’yı nefret söylemiyle ayrılsanda her seferinde, her dönüş hissinde özlem kokar en derinde.

Anılar köşe bucak sarmalar kollarını
Sense göz yaşlarınla eşlik edebilirsin sadece
Göz yaşların zamanla kurur.
Gözlerin zamanla unutulur.
Gülüşlerin solar soğuk bir gecede
Sen zaten bana hiç gülmedin
Sevdiklerine güldüğün gibi

Yudum Yudum

Damarlarım alkolü dost sanarken
Ben yudum yudum ölürüm
Kısılan gözlerim yenik düşerken
Seni tüm çıplaklığınla görürüm
Kokum biraz hüzün kokar
Sana tekrar hayat verirken
Müzik kutusu buruk çalar
Gözyaşlarım dudaklarıma giden yolu unuturken
Sense hala aynı gülersin
Ben yaşama alışırken

Alabora

Gülüşleri kıyıya vuran dalgalar gibi
Sessizce yaklaşıp düşüncelerime köpürürdü
Kendince kıyılar hayal ederdi de
Denizini zaten bulmuş gibiydi
Gülüşlerim ahşap bir kayık gibi
Alkollü sularda fırtınayla dans ederdi
Senin kıyılarını hayal ederdi de
Denize hiç açılamamış gibiydi

Son Dans

Göz kapakları utanarak açılırken
Kokusu sarhoş ediyor
Fazlasıyla acımazsızlaşıyor
Dudaklarıyla öldürüyor

Göz yaşlarım en derinden süzülürken
Son kezmişcesine sarılıyorum
Soğukkanlı kalıyor
Dudaklarıyla öldürüyor

Zaman dostmuş gibi gülerken
Yorgun düşüyorum
Her içki şişesinde
Dudaklarını görüyorum
Ölüyorum

Sen Giderken

Gideceğini çoktan duymuş Beytepe
Hüzün sarmış dört bir yanını
Kediler bile şimdiden seni sorar olmuş
Nasıl derim sıcacık elleri artık yok diye
Kütüphane sıraları gözlerini aramış
Nasıl derim o gözler artık uyuklamayacak diye
Sıcak çikolata kışı özlemez artık
Belki de yalnız içileceğim diye
Çiçekler açmak için gülüşlerini ararken
Nasıl derim bir daha gülmeyecek diye
Bir garip ben düşünmez artık yürürken
Seni görürsem ne yapacağım diye

Rakı Masası

Kadeh sesleri yokluğun
Gönlümde yankı bulan
Keman tınıları sözlerin
Aklımdan bir türlü çıkmayan
Soğuk su kalbin
Bolca içime katılan
Buz parçaları bir bakışın
Düşüncelerimi donduran
Kavun dilimleri gülüşün
Bütün acıları unutturan
Bir de mum var
Bunca güzelliğin içinde yanan

Dalgıç

Ciğerlerimi doldurur,
Sonsuz düşüncelere dalarım.
Merakıma yenik düşer,
Dibe doğru yol alırım.
Tanrıyı ararım kum tanelerinde,
Hiçbir şey bulamam.
Yanımda yüzen balıklara bakarım,
Uzanır da tutamam.
Takip etmek isterim de
Yabancı olduğumu hatırlarım.
Denizkızına rast gelir
Biraz daha kalmayı dilerim
Fakat zamanım yok bilirim
Alkolü, boğulmaya tercih ederim
Belki bir gün derim, belki bir gün
Dışarıda değil de içeride boğulurum.

Zaman Yolcusu

Zaman yol olur.
Dostlar birer yolcu
Hatıralar koca bir tren
İnsan küçük bir lokomotif

Tanrı,  kondüktördür belki,
Kara duman tüterken ölüm misali.
Düdük sesi aşkın çığlığı sanki,
Duyar diye belki birileri

Buhar gücü yiterken
Ya yol biter
Ya duman tüter
Ya da acı bir düdük sesi

Bazı Gözler

Bazı insanlar, bazı zamanlara ait.
Bazı zamanlar, bazı yaşanmışlıklara.
Bazı yaşanmışlıklar, bazı duygulara ait.
Bazı duygular, bazı sevdalara.
Bazı sevdalar suskunluğa ait.
Bazı suskunluklar, bazı göz yaşlarına.
Bazı göz yaşları, bazı gözlere ait.
Bazı gözler bazı gözlere