Adamın Dünyası – 3

Adam umutsuz bir ruh hali ile tek göz odasına döndü. İlk defa odasının bu denli küçük olduğunu farketti fakat bu durum onu rahatsız etmedi. İki senedir aynı odada kaldığı için odasına bir hayli alışmıştı. Yatağı, çalışma masası, kitaplığı, eşyalarının ucu ucuna sığabildiği gardırobu ve oda arkadaşı ile ortak kullandıkları beş raftan oluşan bir ayakkabılığı vardı. Açıkçası yaşamak için ihtiyacı olandan fazlasına sahipti, hem kocaman evlerde yaşayan insanlar bile bir odaya tıkılıp kalıyor, odalarında kendi yaşam alanlarını yaratıyor ve dışarıdan yapılan ufacık bir müdahaleye bile tahammül edemiyorlardı. İnsan ne kadar yanında birilerini arasa da sonunda yalnız kalmak istiyordu. Acı bir biberin gözlerinizden yaşlar getireceğini bildiğiniz halde koca bir ısırık almanız gibiydi yalnızlık. Acı ve zevkin mükemmel uyumu, hiç son bulmayacak bir dans. Bu satırları yazarken kendisin de iliklerine kadar yalnız olduğunu hissetti. Gerçi başından beri yalnız adamı oynamayı severdi. Tek başına bir bara gider, birasını söyler, en köşeye oturur ve insanları izlerdi. Bu durumdan hem hüzün duyar hem de keyif alırdı. Her ne olursa olsun yalnızlık güzel şeydi, özgürlüğe yakın olmaktı ve insan özgür olma içgüdüsüyle yaratılmıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir