Kum Saati

Günler peşi sıra dizilmeyi bıraksa,
Akrep takip etse yelkovanı.
Bir kum saati denize aksa mesela,
Zaman, kelebeği de düşünse biraz
Sen de bir tutam benden koysan düşlerine
Şöyle açsan kollarını yırtılırcasına
Sarsan beni, ağacın toprağı gibi
Tohumlar eksem derinlerine
Söylenmeyen sözler versen bana
Hiç konuşmadan yaşanmalı her şey
Hiç konuşmadan, sadece susarak

14.07.2019

Karıncalar

Ah karıncalar severim ben sizleri
Adımlarıma dikkat ederim ezmemek için
Gözden uzak evinizi de merak ederim
Ama n’olur çıkın aklımdan

Söz konusu bensem karıncalar
İnsanlar hep yorgundur
Zaman hep düşmanım olmuştur
Alışagelmiştir seni seviyorum cümlesi
Hep hayatımda kal bencilliği
Ama ile bağlanan cümleler
Güneşe selam verdiğim geceler

Lütfen söyleyin karıncalar
İnsan hiç yorulur mu sevdiğinden?
Zaman herkese mi düşmandır?
Yoksa rutin midir bizi öldüren?
N’olur susmayın karıncalar
Yalanlar söyleyin bana
Kendini özgür sanan uçurtma misali
İnanmam gerek yarınlara

07.07.2019

Sensizlik

Bilinmezlik nehrinde boğulduğumdan beri
Bir gün dahi uyanamadım sensiz
Gözlerim aralandığında yeni bir güne
Hayalin hep dün bıraktığım yerde

Sokaklar geçiyorum ellerim cebimde
Hangi kumaş saklayabilir ki yalnızlığımı
Bir çift elin vardı avucumun içinde
Tuttukça küçülen bıraktıkça büyüyen

04.07.2019

Adamın Dünyası – 12

“Hayat geçiyor bebeğim köpükten oluşan baloncuklar gibi büyüyor ve yok oluyor… Ve biliyoruz ki her birinin özel bir renk skalası var kendini tekrar etmeyen. İnanıyorum ki birlikte bir iz bırakabiliriz bu dünyada, biz olarak, ikimizin karışımından doğan renkler, sen ve ben sadece sen ve ben” diye cümlesini sonlandırdı adam. İki insan birbirini ne denli tüketebilirse o denli tüketmişlerdi, yükleri ağırdı, yorulmuşlardı. Kendi yollarına devam ediyorlardı fakat içlerinde hep bi geriye dönüp bakma isteği uyanıyordu. Alışkanlıkların ardında bıraktığı izlerden oluşan yol muydu bu yoksa kaçırdıkları tarafta ne olduğunun heyecanıyla mı dönüp bakıyorlardı bilmiyorlardı. Aynı insan bile değillerdi artık, kendilerinden uzaklaşıp yeni bir ben doğurmuşlardı. İki insanın bir arada olup birbirini tüketmesinden daha değerliydi. Yolları bir kere kesişip ayrılan insanlar gibi yarınlara dair umutları, geçmişlerine dair keşkeleri kalacaktı. Ne o geçmiş umulan geleceği doğuracaktı, ne de içinde bulunulan an, geçmişi bugüne getirecekti. Her şey donuktu, o kadar donuktu ki bir ucundan dokunmaya kalksanız, zaman şarkı mezarlığını yola kusacaktı.

Çıplak Ayaklar

Anıların bir parçası olmanın ötesinde
Sen ve ben hiç biz olamadık.
Yaralar gibi anlık yaşanmışlıklardan doğan,
Derine uzanan bıçak yaraları.
Yıllara yenik düşmeyecek izler.
Üzerine tuz bassan da acımayan,
Yine de göze dokunan yaralar.
Bir sonrakinin sorusuna cevap olacaklar.

Yıllar sonra belki de
Özgürlüğü bulduğum bir ülkede
Bir çöpü karıştırken
Aklıma düşeceksin
Oysa sevgilim, sen ve ben
Bütün ağırlığını bir toplumun
Uçan bir balona doldurup
Göğe yükselişini izlerken
Bir şehri keşfedebilirdik
Çıplak ayaklar eşliğinde

17.06.2019

Adam & Ağaç

Sonra hiç beklenmedik bir şekilde bir kadın giriyor hayatına. Yeniden başlıyorsun kendini anlatmaya, belki aynı anılar seni dinlemekten sıkılmış ama ne önemi var? Kadın başardı bunu.

Oturup soruyorsun kendine hiç mi düşünmedi biz olabiliriz diye? Sadece bir kere düşündüğünü anımsıyorsun. Onda da eğer yanında olursam kendimi sana kaptırmaktan korkuyorum demişti. Aman ne korkulacak şey! 

Söyledikleri nereye gider düşünmez. Sözleri kırıcı, kırıcı olmasının da ötesinde unutamayacağım cümleler bıraktı bana. Balkondan aşağıya bakarken buluyorsun kendini, evi terketmekle kurtarıyorsun en azından. Hayatta zamanın yavaş akmaya başladığı anlar vardır ya işte o anlardan tam olarak. Kapıdan çıkıyorsun merdivenleri göz yaşları ile iniyorsun kulaklıklarını takıyorsun yeterince canın yanmıyormuş gibi üstüne bir de müzik açıyorsun ki bütün yol boyunca ağlayabilesin. Canın yanıyorsa sonuna kadar hissetmelisin yok öyle kaçmaya çalışmak, alkole boğuldun günler geride kaldı. Sonra kendi yoluna gidiyorsun ki biliyorsun en doğru olanı yaptığını ama lütfen diyor lütfen gel. Aptalsın, büyük aptalsın.

Bir yol çiziyorsun kafanda ve sanıyorsun ki her şey rayına oturacak sonunda. İçinde nasıl bir inanç varsa artık! Diyorsun bu sefer farklı olacak, bu sefer anlayacak. 

Doğum gününe gidiyorsun ama bitmesini beklemelisin yok öyle o anı yaşamak ya bir gün önce ya bir gün sonra. Mutluyum sanıyorsun, gecenin bir yarısı otel odasında nefes alamazken göz yaşlarına boğuluyorsun. Bir gün daha geçiyor aynı yataktasın, bu sefer yalnızsın. En kötüsü kokusu geliyor burnuna, yastığına dokunamıyorsun. Sen bir şeylerin değişmesi için çabaladıkça hiçbir bok düzelmiyor bu dünyada. 

Kendi yoluna gitmen gerek biliyorsun, yapmak zorundasın fakat sonra doğum günün geliyor. Hiç beklemediğin bir çizim, ağaç ve adama dair her şey. O kadar büyüleniyorsun ki aynı aptal umut tekrar içini sarıyor. 

Yolcu olmuştun zamanında, yanındaydı, mutluydun. Hayal kuruyorsun yine bir şekilde gidiyorsun yanına. Uçaktasın, heyecanlasın, elinde rengarenk kalemlerin var tıpkı hayallerin gibi. Aptal ölüm korkusu geliyor yine, sanki her şey bitecek rahatlamayacakmışsın gibi, neden korkuyorsan artık. Ağaç sana hediyeni veriyor sen ona yazdığın satırları okuyorsun. Sonra öpüyor seni, seni öyle bir öpüyor ki! O an biliyorsun o anı silemeyeceksin asla çünkü daha önce hiç böyle öpülmedi dudakların. Bulutlardasın her şey yolunda, bu sefer farklı olacak inanıyorsun. Bir hafta geçiyor, bir otobüs yolculuğunun sonunda vardığın bir şehirde, gecenin bir yarısında, annene sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlarken buluyorsun kendini. Aynaya bakınca kendini sevmemeye başladığın zamanlar, on yıl sonra saçlarını kesiyorsun.

Kararlısın, kanıyorsun, yeter diyorsun fakat yine bir şekilde olmuyor işte, nasıl sevdiysen ağacı! Cebinde bir aylık paran yok, dört beş ay başka bir ülkede yaşaman gerekiyor, ailenin desteği yok, gittiğinde çalışabilecek bir işin yok. Sen yinede o hayali kurdun bir kere. Birlikte yolda olma fikrinin büyüsüne kapıldın. Alıyorsun biletini, uçuyorsun başka bir ülkeye. Her yönüyle dolu dolu yaşanan beş gün kalıyor geriye. Bir an geliyor bir şeyler yine kötüye gider gibi oluyor, boş ver diyorsun zamanı değil, böyle hayal etmedin, düşlediğin gibi olsun her şey.

Ayrılık vakti, son gece. Dönüş yolu boyunca aklından gitmeyecek bir bakışı ve ağzından çıkan bir kaç kelime kalıyor geriye, yola çıkıyorsun. İçin fazlasıyla buruk, hissedebiliyorsun bir şeyler eskisi gibi olmayacak bir daha.

Diyorsun ki gel yanıma, böyle bir fırsatımız bir daha olmayacak. Münih’e gelmek için harcayacağım parayla daha fazla yer görebilirim diyor. Sen denklemde bile yoksun, kahroluyorsun. 

Sokakta yürürken cebine bakıyorsun ve tüm paranın otuz beş türk lirası ve beş eurodan ibaret olduğunu görüyorsun. Fakat kimin umurunda? Beş gece üst üste kollarında uyudum. Yoldaydık, mutluyduk ve hiç olmadığımız kadar özgür hissetmiştik.

İş buldum, arkadaşlardan biraz borç aldım, düzelirim yakında. 

Bisiklet üzerindesin, birden önünü görememeye başlıyorsun, göz yaşlarını kontrol edemiyorsun ve kenara çekiyorsun. O an biliyorsun ki bunlar ağaç için döktüğün son göz yaşların, söyleyemediklerin, öfken, sitemin, sözde çizdiğini düşündüğü aptal sınırlarını son geçişin.

Ağaç hiç anlamadı adamı, ağaçta olmak değildi adamın derdi toprak olamamaktı.

N’olur Gel

Sıcak ve meltemli bir yaz gecesi
İngiliz Bahçesi’nin sonsuz yeşilliklerinde
Toprak bizi kucaklıyor, yanımdasın.
Gökyüzüne uzanıyoruz
Yıldızlar bize şaşırıyorlar
Bir yere gitme istekleri
Bu yüzden midir?

Şarap şişemiz boynunu devirmiş
Evin yolunu bulmamız gerek
Bisiklete biniyoruz, düşmemen lazım
Belimden sıkıca sarılıyorsun.
Yol, bizi olmamız gereken yere götürüyor
Yol, her şeye dönüşebilir
Yol, sen ve beni biz yapabilir

Sen çoktan uyudun, seni izliyorum
Heyecanlıyım, gözlerimi senden alamıyorum
Uyumam gerek, uyumak zorundayım.
Nasıl bilebilirim yoksa
Uyandığımda yanımda olmanın hissini
Uyumam gerek bir an önce

Güneş üzerine düşeni yapıyor
Odamıza ışık doluyor
Gözlerimi açıyorum, yanımdasın
Gülümsüyorum hiç gülmediğim şekilde
Dudaklarını istiyorum ama yapamam
Sen beni öpmediğin sürece öpemem seni
Yasak elmayı yediğim günden beri
Gün yüzü görmedi bu gözler
İç sesim bağırıyor
Ne olur öp beni

01.05.2019 Münih

Aromanın Sarhoşluğu

Dişlerin göründüğünde ve
Yanaklarında çizgiler oluştuğunda
Birde gözlerime baktığın zamanlarda
Ben yaşamayı severdim.

Bana yasak olduğun zamanlarda
Birlikte yürüdüğümüz yollarda
Ellerin ellerimdeydi.
Benliğimi soydun bedenimden
Kahkahalarını bıraktın gecelerime
Ses tellerine asılı kaldım.

Sana yasak olduğum zamanlarda
Yaz esintisinde balkonda
Gözlerimizi kaçırdık
Aromanın sarhoşluğunda

Seğmenler’i sevemiyorum artık
Dans ettiğimiz ağacın gölgesi
Ruhumdaki çocuğu çoktan öldürdü
Ne o çocuk kaldı şimdi
Ne de sen hatırladığım kadın
“Bulamadık ki hiç birbirimizi”
Sen bana hala yasak
Ben sana hala tutsak

Yolda

Renkleri kendilerine boyamalısın
Her yeşil ayırt edilebilmeli bakıldığında
Ellerin boyanmalı gerekirse inandığın renkler uğruna
Renklerin danslarında ahenk yakaladığında
Bakabileceksin gözlerine bir insanın

Çizgileri akışına bırakmalısın
Duvarlar seni kendinden uzaklaştırıyor
Oysa özgür kaldığın sürece kadınsın
Ve uçtukça arzulanacaksın tarafımca

Kağıdı yırtıp atabilmelisin gerektiğinde
Yeniden başlamalısın tutkularınla
Çizgilerinin sınırları olmadığında
Renklerin de koşacaklar çocukça
Ve bir tren camından kendine baktığında
Çizebilmelisin beni tarafsızca

10.02.2019 Prague