Adam & Ağaç

Sonra hiç beklenmedik bir şekilde bir kadın giriyor hayatına. Yeniden başlıyorsun kendini anlatmaya, belki aynı anılar seni dinlemekten sıkılmış ama ne önemi var? Kadın başardı bunu.

Oturup soruyorsun kendine hiç mi düşünmedi biz olabiliriz diye? Sadece bir kere düşündüğünü anımsıyorsun. Onda da eğer yanında olursam kendimi sana kaptırmaktan korkuyorum demişti. Aman ne korkulacak şey! 

Söyledikleri nereye gider düşünmez. Sözleri kırıcı, kırıcı olmasının da ötesinde unutamayacağım cümleler bıraktı bana. Balkondan aşağıya bakarken buluyorsun kendini, evi terketmekle kurtarıyorsun en azından. Hayatta zamanın yavaş akmaya başladığı anlar vardır ya işte o anlardan tam olarak. Kapıdan çıkıyorsun merdivenleri göz yaşları ile iniyorsun kulaklıklarını takıyorsun yeterince canın yanmıyormuş gibi üstüne bir de müzik açıyorsun ki bütün yol boyunca ağlayabilesin. Canın yanıyorsa sonuna kadar hissetmelisin yok öyle kaçmaya çalışmak, alkole boğuldun günler geride kaldı. Sonra kendi yoluna gidiyorsun ki biliyorsun en doğru olanı yaptığını ama lütfen diyor lütfen gel. Aptalsın, büyük aptalsın.

Bir yol çiziyorsun kafanda ve sanıyorsun ki her şey rayına oturacak sonunda. İçinde nasıl bir inanç varsa artık! Diyorsun bu sefer farklı olacak, bu sefer anlayacak. 

Doğum gününe gidiyorsun ama bitmesini beklemelisin yok öyle o anı yaşamak ya bir gün önce ya bir gün sonra. Mutluyum sanıyorsun, gecenin bir yarısı otel odasında nefes alamazken göz yaşlarına boğuluyorsun. Bir gün daha geçiyor aynı yataktasın, bu sefer yalnızsın. En kötüsü kokusu geliyor burnuna, yastığına dokunamıyorsun. Sen bir şeylerin değişmesi için çabaladıkça hiçbir bok düzelmiyor bu dünyada. 

Kendi yoluna gitmen gerek biliyorsun, yapmak zorundasın fakat sonra doğum günün geliyor. Hiç beklemediğin bir çizim, ağaç ve adama dair her şey. O kadar büyüleniyorsun ki aynı aptal umut tekrar içini sarıyor. 

Yolcu olmuştun zamanında, yanındaydı, mutluydun. Hayal kuruyorsun yine bir şekilde gidiyorsun yanına. Uçaktasın, heyecanlasın, elinde rengarenk kalemlerin var tıpkı hayallerin gibi. Aptal ölüm korkusu geliyor yine, sanki her şey bitecek rahatlamayacakmışsın gibi, neden korkuyorsan artık. Ağaç sana hediyeni veriyor sen ona yazdığın satırları okuyorsun. Sonra öpüyor seni, seni öyle bir öpüyor ki! O an biliyorsun o anı silemeyeceksin asla çünkü daha önce hiç böyle öpülmedi dudakların. Bulutlardasın her şey yolunda, bu sefer farklı olacak inanıyorsun. Bir hafta geçiyor, bir otobüs yolculuğunun sonunda vardığın bir şehirde, gecenin bir yarısında, annene sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlarken buluyorsun kendini. Aynaya bakınca kendini sevmemeye başladığın zamanlar, on yıl sonra saçlarını kesiyorsun.

Kararlısın, kanıyorsun, yeter diyorsun fakat yine bir şekilde olmuyor işte, nasıl sevdiysen ağacı! Cebinde bir aylık paran yok, dört beş ay başka bir ülkede yaşaman gerekiyor, ailenin desteği yok, gittiğinde çalışabilecek bir işin yok. Sen yinede o hayali kurdun bir kere. Birlikte yolda olma fikrinin büyüsüne kapıldın. Alıyorsun biletini, uçuyorsun başka bir ülkeye. Her yönüyle dolu dolu yaşanan beş gün kalıyor geriye. Bir an geliyor bir şeyler yine kötüye gider gibi oluyor, boş ver diyorsun zamanı değil, böyle hayal etmedin, düşlediğin gibi olsun her şey.

Ayrılık vakti, son gece. Dönüş yolu boyunca aklından gitmeyecek bir bakışı ve ağzından çıkan bir kaç kelime kalıyor geriye, yola çıkıyorsun. İçin fazlasıyla buruk, hissedebiliyorsun bir şeyler eskisi gibi olmayacak bir daha.

Diyorsun ki gel yanıma, böyle bir fırsatımız bir daha olmayacak. Münih’e gelmek için harcayacağım parayla daha fazla yer görebilirim diyor. Sen denklemde bile yoksun, kahroluyorsun. 

Sokakta yürürken cebine bakıyorsun ve tüm paranın otuz beş türk lirası ve beş eurodan ibaret olduğunu görüyorsun. Fakat kimin umurunda? Beş gece üst üste kollarında uyudum. Yoldaydık, mutluyduk ve hiç olmadığımız kadar özgür hissetmiştik.

İş buldum, arkadaşlardan biraz borç aldım, düzelirim yakında. 

Bisiklet üzerindesin, birden önünü görememeye başlıyorsun, göz yaşlarını kontrol edemiyorsun ve kenara çekiyorsun. O an biliyorsun ki bunlar ağaç için döktüğün son göz yaşların, söyleyemediklerin, öfken, sitemin, sözde çizdiğini düşündüğü aptal sınırlarını son geçişin.

Ağaç hiç anlamadı adamı, ağaçta olmak değildi adamın derdi toprak olamamaktı.

Adamın Dünyası – 11

Yarınları küçük bir sırt çantasına sığdırıp özgürlük kokan kadına doğru yola çıktım. Yolculuğun var olmasına sebep olan dayanılmaz özleme doğru. Üç saat sürecek olan bir uçak yolculuğu. 

Kendimi ölüme en yakın hissettiğim anlar hep uçak yolculukları olmuştur.  Ölümü hiç düşünmediğim anlarsa bir kadının kolları. Ölümsüz hissedebilmek için ölüm düşüncesine katlanılmasının zihni bulandırması sonucu gelen ekstra duygusallık anlarında kurulan hayaller hiç kurulmamalı. Bu hayallerde o insanı ilk nerede göreceğinizi nasıl sarılacağınızı ve sizi nasıl karşılayacağını düşündükçe yol dayanılmaz bir hal alıyor.

Uçak indi, korkularımı bir kenara koydum. Bulanık düşünceleri netleştirme zamanı geliyor. Fazla uzun sürmüyor, Ankara sizi her zamanki gibi yalnız, yapayalnız karşılıyor.  Yıllar önce bir başınıza geldiğiniz bu şehre her defasında yalnız gelmek zorunda kalıyorsunuz. Bu şehirde bir şey var, bana hep acı veriyor.

Yalnızlık biraz da elleri ceplerinde yürümektir.  Kabuğuna çekilir insan, tutacak bir el yoktur belki, belki ellerin üşüsün istemezsin, belki omuzların öne düşer kendine sarılıyor hissedersin. Güzel şeydir ellerin cebinde yağmurlu bir sonbahar gününde yaprak çıtırtılarında ki yalnızlık. 

Ellerim cebimde yürüyordum, koluma girmişti. Yanımdaydı, ellerini tutmak istedim ama yapamadım. Her şeyden daha özeldir bence bir kadının ellerini tutarak yürümek. Benim diyebilmektir biraz, biraz dışarı haykırmaktır bizi. Cebimden ellerimi çıkardı beni yalnızlığımdan sıyırdı biraz biz olmuştuk, hissetmiştim. Kızılay’dan Seğmenler’e kadar yürüdük elimi hiç bırakmadı. 

Uzun süre gözlerime bakamazdı. Nedenini hala bilmiyorum. Saçları şimdiye kadar ki en karşı konulamaz halini almışlar. Belki de bu denli uzak olduğum içindir, bırak en karşı konulamaz haliyle kalsınlar başkaları daha güzel sever belki ben zaten gidiyorum.

04.12.2018

Adamın Dünyası – 10

Adam ikinci birasını yudumlarken kalabalığın içine doğru yürüdü. O kadar kalabalığın içinde nasıl olmuştu da o insanı fark edebilmişti hiç bilmiyordu. Gökyüzünde ki o kadar yıldız arasında en parlak görünen sanki oydu, lacivertler içerisindeydi. En uçta ağaçların altında güzel bir şarkıya eşlik ediyor ve adamın içini ısıtan gülüşlerini gökyüzüne bırakıyordu. Adam yıldızları ve ulaşılmazlıklarını düşündü. Keşke böylesine uzak olmasalardı da onları kalbimin en güzel köşesine koyabilseydim dedi. Belki de uzun süredir yalnız yaşayan yıldızları göğsüne yatırır, saçlarını okşar ve onlara ne kadar değerli olduklarını hissettirirdi. Birden, yıldızlar için değerli hissetmenin ve heyecanla atan bir kalbin hiç bir önemi olmadığını hatırladı. Yıldızların aradığı gökyüzü, adamın sahip olduğu gökyüzünden çok daha farklıydı. Adam, uzaklaştıkça kaybolan yıldızlara bakarak aradıkları gökyüzünü bulmalarını diledi.

Adamın Dünyası – 9

Kafkaokur’un mart sayısının kapağında Van Gogh’u gördüğümde yalnız kalmak istediğimin farkına vardım. Düşünce ülkesinin kurak topraklarını, bir süre sonra şiddetli yağmur esir alacaktı. Kuraklığın üzerine yağan yağmur bereket getirmeyecekti. Çünkü yağmur dindikten sonra toprak hüzün kokacaktı ve ben, göz yaşlarımla kazdığım çukura gömdüğüm seni, tekrar koklayacaktım.

Adamın Dünyası – 8

Sürekli kaçmanın vermiş olduğu yorgunluğa öylesine sarılmışım ki yorgunluğun farkına ancak durduğum zamanlarda varıyorum. Durmak istemiyor olmama rağmen alkole yenik düşerek soluklanma fırsatı buluyorum. Nefes almanın bedeli düşündüğümden çok daha ağır oluyor. Hayatın içerisinde herhangi bir eylemde karar alırken olası tüm sonuçları düşünmeye çalışmanın vermiş olduğu alışkanlığın sonucu derinlere doğru yol alıyorum. Gözümün önünden geçen sayısız anıların ve öğretilerin sonucunda öğrendiklerime teşekkür etmekten başka bir seçeneceğim kalmıyor. Duygusal yoğunluğunu fazla yaşayan biri olmama rağmen mantığım duygularıma karşı her zaman savaş açıyor ve ben mantığın tarafını tutuyorum. Savaşın bir sonucu olarak kazanan bir taraf olmuyor, dahası iki tarafı da siz oynadığınız sürece kazanma şansınız olmuyor. 

Adamın Dünyası – 7

Bu sefer azaltıyorum diye başladığım cümlelere artık ben bile güler oldum. Dönüşmekten korktuğum şeye her geçen geçen gün bir adım daha yaklaşıyorum.  Alkolle yaptığım işkencelere kayıtsız kalan düşüncelerim, kağıda dökülmeye başladığında en iyi itirafçı oluyorlar. Belki bu yüzden yazıyorum belki de Turgut Uyar’ın Palyaço şiirinde söylediği gibi “yazdım, yazmasam ağlayacaktım.”  diyorum. Belki de sonsuza dek susmak istiyorum. Bilmiyorum.

Müzik ve Kadın

Bir şarkıyı sadece müziği hoş geldiği için dinleyen insanlardan olamadım, olamıyorum. Bu durum bana bir kadını sadece güzel olduğu için sevmekle aynı geliyor. Geri kalan şeyleri bir kenara koymak ne kadar kabul edilebilir? Bir şarkının sözlerindeki anlamın derinlerine ulaşmakla bir kadının ruhunun derinlerine dokunmanın arasında bir fark var mıdır? Bir kadının içini ısıtan gülüşünde kendini bulmanın verdiği anlamsız gülümsemeyi, insanların arasında küçük bir bakışla anlaşabilmenin verdiği hazzı, elini tuttuğunda oluşan öpme hissine karşı verilen savaşı yaşamamış biri bu durumu ne kadar anlayabilir?

Tabii ki karşınıza çıkan bir kadının size enstrümantal bir şarkıyı hatırlatma olasılığı da olabiliyor. Bu durumda yapılabilecek fazla bir şey kalmıyor. Şarkı sözü tüm anlamını yitiriyor, zaten hiç var olmamış bir şey başkasına ne kadar anlam ifade ediyor? O noktadan sonra uzunca bir akıntıda yalnız kalıyorsun ve düşüncelerine yön veriyorsun, en azından bunu başarabildiğine inanıyorsun. Bu durum kendini bir şelaleden uçuruma bırakıyormuş hissi uyandırıyor, yere çakılacağını bile bile geçen süre zarfında doğanın insana vermiş olduğu tarif edilemez huzur içerisinde göz yaşlarını bekliyorsun. Belki de yüzünden hiç çıkarmadığın maskenin ardında sürekli ağlıyorsun.

We’re just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year
Running over the same old ground
What have we found?
The same old fears.
Wish you were here

20.01.2018

Adamın Dünyası – 6

İçime işleyen havanın soğuklu muydu yoksa üşüyen içim miydi bilmiyorum. Sadece yürüyorum. Sokaklar bomboş, şehre derin bir sessizlik çökmüş. Para kazanmak için geceleri sokakları dolduran insanlar ortada görünmüyorlar, sarhoş olup evin yolunu bulmaya çalışan ayyaşlar çoktan dönmüş olmalılar, günün bitmesine üzülen sevgililer hayallerde buluşmaya başlamışlar, sokağın rengini belirleyen müzisyenler ortada görünmüyorlar. Bu şehirde benim dışımda olması gereken hiçbir şey yok olmaması gereken bense her şeyin içinde tüm benliğimle yürüyorum. 

Yıllardır insanlara karşı hep ön yargılı yaklaşıyorum ve insanları kendi içimde sınıflara ayırıyorum. Yaptığım şeyin hoş olmadığının bilincinde olmama rağmen buna engel olamıyorum. Yürüdüğüm esnada bugüne kadar gözardı ettiğim fakat bütün denklemi değiştirebilecek bir şey olduğunu farkettim. Delilik. Bunca soru işaretinin içerisinde en büyük başarının delirmemek olduğuna kanaat getirdikten sonra düşünce sistemim çökmeye başladı. Bazılarımız bir hobinin peşinden sürüklenirken, bazılarımız yazıyoruz. Bazılarız alkole sarılırken, bazılarımız sigara da kendini buluyoruz. Sanırım her birimiz yavaş yavaş delirmekte olduğumuzun farkındayız ve hayatımızı tamamen bunu ertelemek üzerine kuruyoruz. Her birimiz bu boşluğu farklı şekilde dolduruyoruz ve delirmekle delirmemek arasındaki ince çizgi üzerinde bir o tarafa bir bu tarafa savruluyoruz.

Adamın Dünyası – 5

Anahtar sayısındaki artış ile eve geldiğimi anlıyorum. Uzun seneler yaşadığım bu yere ne zaman bu kadar uzaklaştım, hatırlamıyorum. Gökyüzünün en aydınlık saatlerinde ışığı minimal seviyede geçiren odamı fazlasıyla özlediğimin farkına vardım. Gündüz yaşanan karanlıkları unutmanın hüznü içimi burkmuş olsada özlem gidermeye çoktan başladık. Hayatımın bir parçası halini alan melankolik ruh halinin gitmesine izin vermeyen de sanırım benim. Ruhuma dokunan müzikler ve kafamdaki sesi susturabilecek bir kaç şeyle birlikte uzun süre mutlu olabiliceğimi düşünüyorum.

Orman

Üzerimdeki tüm yükü bırakmama o kadar az kaldı ki hafiflediğim için üzülsem mi sevinsem mi karar veremiyorum. Değişme arzusunun bir sonucu olarak kendimden uzaklaşıyorum ve başka bir şeye dönüşmek içten içe beni korkutuyor. Her şeyin aynı olduğu küçük bir alanda sadece biraz daha farklı olduğum için insanların beni farkediyor olmasının rahatsızlığını yaşıyor olmama rağmen bir yanım buna içten içe seviniyor. Kim bilir belki de insanların yıllar içerisinde bizlere yaşattıklarının bir sonucu olarak insanlığın kibiri benim de içime işlemiştir. 

Beni görenlerin somut olduğunu düşündüğü ama aslında benim için her şeyin soyut olduğu bu alanda çoğu şeye rağmen hayatıma devam edeceğim. İnsanların çoğu için hiç var olmayacak olsam da bazı şanslı insanların anılarında yaşamanın verdiği haz ile o günü bekleyeceğim. Beni hatırlayan son insanın yıldız tozuna dönüşmesiyle ben de silineceğim.