Bir Gün Gideceksin

Sen de bir gün gideceksin
Tüm sevdiğim kadınlar gibi
Ardında anılarla çevrilmiş duvarlar
Bir köpeği korkuyla sevmenin hazzı
Bir kedinin son nefesi
Üzüm tanelerinin yalnızlığa dönüşü
Lütfen deyişin
Saçlarını sevişim
Hepsini bırakıp gideceksin
Beni seven tüm kadınlar gibi
Sen de bir gün gideceksin

Yalnızlıklar

Bir kuş olsam bu gece
Uçsam sana varsam
Sen, güzel İzmir’im
Bana mucize olsan

Ege’de dalga olsam bu gece
Onca kargaşada seni duysam
Tüm hırçınlığımla kıyıya vursam
Gülüşünü bıraksan dönüşüme
Denizimde usulca kaybolsan

Kordonda rüzgar olsam bu gece
Kokundan sarhoş olsam
Sarılıyormuşçasına dokunsam tenine
Saçlarını bırakırken esip gidişime

Bir budalayım bu gece
Oturup seni düşlüyorum
Elimdeki kitaba bakıyor
Yalnızlıklar görüyorum

Tutsak

Ne geliyor ne gidiyorsun
Ben senden uzaklaştıkça
Kendine tekrar tutsak ediyorsun
Aslında sen de özgür kalamıyorsun

Sen yine gel sevgili
Dünya bir tam turunu tamamladığında gel
Gülüşünün yankısı son bulmadan
Kokun zamana karışmadan
Ben senden gitmeden gel
Sen benden gitmeden

Özgür olalım

Olasılıksız Yalnızlık

Uykusuz geçen gecelerde
Kurulan hayallerin ücra köşelerinde
Gülüşünü baştan yaratan parazit düşünceler

Dudaklarının kenarlarının
Karşı konulamaz kıvrımlarından doğan
Ve yanaklarına doğru uzayan yolda
Kendini kaybeden bir adam

Şarap kadehlerinin kırmızıya büründüğü
Özlem dolu gecede
Özenle seçilen kelimelerin
Ardında yarattığı gizeme
Kendini saklayan bir kadın

Ve yalnızlığım,
Ya sende kayboluşumdan
Ya yola benliğimi bırakıp çıkışımdan
Ya da bir çok benin ayrı ayrı sana varışından
Yani en olasılıksızından

Adamın Dünyası – 10

Adam ikinci birasını yudumlarken kalabalığın içine doğru yürüdü. O kadar kalabalığın içinde nasıl olmuştu da o insanı fark edebilmişti hiç bilmiyordu. Gökyüzünde ki o kadar yıldız arasında en parlak görünen sanki oydu, lacivertler içerisindeydi. En uçta ağaçların altında güzel bir şarkıya eşlik ediyor ve adamın içini ısıtan gülüşlerini gökyüzüne bırakıyordu. Adam yıldızları ve ulaşılmazlıklarını düşündü. Keşke böylesine uzak olmasalardı da onları kalbimin en güzel köşesine koyabilseydim dedi. Belki de uzun süredir yalnız yaşayan yıldızları göğsüne yatırır, saçlarını okşar ve onlara ne kadar değerli olduklarını hissettirirdi. Birden, yıldızlar için değerli hissetmenin ve heyecanla atan bir kalbin hiç bir önemi olmadığını hatırladı. Yıldızların aradığı gökyüzü, adamın sahip olduğu gökyüzünden çok daha farklıydı. Adam, uzaklaştıkça kaybolan yıldızlara bakarak aradıkları gökyüzünü bulmalarını diledi.

Adamın Dünyası – 9

Kafkaokur’un mart sayısının kapağında Van Gogh’u gördüğümde yalnız kalmak istediğimin farkına vardım. Düşünce ülkesinin kurak topraklarını, bir süre sonra şiddetli yağmur esir alacaktı. Kuraklığın üzerine yağan yağmur bereket getirmeyecekti. Çünkü yağmur dindikten sonra toprak hüzün kokacaktı ve ben, göz yaşlarımla kazdığım çukura gömdüğüm seni, tekrar koklayacaktım.

Adamın Dünyası – 8

Sürekli kaçmanın vermiş olduğu yorgunluğa öylesine sarılmışım ki yorgunluğun farkına ancak durduğum zamanlarda varıyorum. Durmak istemiyor olmama rağmen alkole yenik düşerek soluklanma fırsatı buluyorum. Nefes almanın bedeli düşündüğümden çok daha ağır oluyor. Hayatın içerisinde herhangi bir eylemde karar alırken olası tüm sonuçları düşünmeye çalışmanın vermiş olduğu alışkanlığın sonucu derinlere doğru yol alıyorum. Gözümün önünden geçen sayısız anıların ve öğretilerin sonucunda öğrendiklerime teşekkür etmekten başka bir seçeneceğim kalmıyor. Duygusal yoğunluğunu fazla yaşayan biri olmama rağmen mantığım duygularıma karşı her zaman savaş açıyor ve ben mantığın tarafını tutuyorum. Savaşın bir sonucu olarak kazanan bir taraf olmuyor, dahası iki tarafı da siz oynadığınız sürece kazanma şansınız olmuyor. 

Adamın Dünyası – 7

Bu sefer azaltıyorum diye başladığım cümlelere artık ben bile güler oldum. Dönüşmekten korktuğum şeye her geçen geçen gün bir adım daha yaklaşıyorum.  Alkolle yaptığım işkencelere kayıtsız kalan düşüncelerim, kağıda dökülmeye başladığında en iyi itirafçı oluyorlar. Belki bu yüzden yazıyorum belki de Turgut Uyar’ın Palyaço şiirinde söylediği gibi “yazdım, yazmasam ağlayacaktım.”  diyorum. Belki de sonsuza dek susmak istiyorum. Bilmiyorum.

Müzik ve Kadın

Bir şarkıyı sadece müziği hoş geldiği için dinleyen insanlardan olamadım, olamıyorum. Bu durum bana bir kadını sadece güzel olduğu için sevmekle aynı geliyor. Geri kalan şeyleri bir kenara koymak ne kadar kabul edilebilir? Bir şarkının sözlerindeki anlamın derinlerine ulaşmakla bir kadının ruhunun derinlerine dokunmanın arasında bir fark var mıdır? Bir kadının içini ısıtan gülüşünde kendini bulmanın verdiği anlamsız gülümsemeyi, insanların arasında küçük bir bakışla anlaşabilmenin verdiği hazzı, elini tuttuğunda oluşan öpme hissine karşı verilen savaşı yaşamamış biri bu durumu ne kadar anlayabilir?

Tabii ki karşınıza çıkan bir kadının size enstrümantal bir şarkıyı hatırlatma olasılığı da olabiliyor. Bu durumda yapılabilecek fazla bir şey kalmıyor. Şarkı sözü tüm anlamını yitiriyor, zaten hiç var olmamış bir şey başkasına ne kadar anlam ifade ediyor? O noktadan sonra uzunca bir akıntıda yalnız kalıyorsun ve düşüncelerine yön veriyorsun, en azından bunu başarabildiğine inanıyorsun. Bu durum kendini bir şelaleden uçuruma bırakıyormuş hissi uyandırıyor, yere çakılacağını bile bile geçen süre zarfında doğanın insana vermiş olduğu tarif edilemez huzur içerisinde göz yaşlarını bekliyorsun. Belki de yüzünden hiç çıkarmadığın maskenin ardında sürekli ağlıyorsun.

We’re just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year
Running over the same old ground
What have we found?
The same old fears.
Wish you were here

20.01.2018

Adamın Dünyası – 6

İçime işleyen havanın soğuklu muydu yoksa üşüyen içim miydi bilmiyorum. Sadece yürüyorum. Sokaklar bomboş, şehre derin bir sessizlik çökmüş. Para kazanmak için geceleri sokakları dolduran insanlar ortada görünmüyorlar, sarhoş olup evin yolunu bulmaya çalışan ayyaşlar çoktan dönmüş olmalılar, günün bitmesine üzülen sevgililer hayallerde buluşmaya başlamışlar, sokağın rengini belirleyen müzisyenler ortada görünmüyorlar. Bu şehirde benim dışımda olması gereken hiçbir şey yok olmaması gereken bense her şeyin içinde tüm benliğimle yürüyorum. 

Yıllardır insanlara karşı hep ön yargılı yaklaşıyorum ve insanları kendi içimde sınıflara ayırıyorum. Yaptığım şeyin hoş olmadığının bilincinde olmama rağmen buna engel olamıyorum. Yürüdüğüm esnada bugüne kadar gözardı ettiğim fakat bütün denklemi değiştirebilecek bir şey olduğunu farkettim. Delilik. Bunca soru işaretinin içerisinde en büyük başarının delirmemek olduğuna kanaat getirdikten sonra düşünce sistemim çökmeye başladı. Bazılarımız bir hobinin peşinden sürüklenirken, bazılarımız yazıyoruz. Bazılarız alkole sarılırken, bazılarımız sigara da kendini buluyoruz. Sanırım her birimiz yavaş yavaş delirmekte olduğumuzun farkındayız ve hayatımızı tamamen bunu ertelemek üzerine kuruyoruz. Her birimiz bu boşluğu farklı şekilde dolduruyoruz ve delirmekle delirmemek arasındaki ince çizgi üzerinde bir o tarafa bir bu tarafa savruluyoruz.