Adamın Dünyası – 1

Gökyüzünün insanın içini darladığı günlerden biriydi bu havalarda insanın kendisini yatağa atası gelirdi. Adam kaldığı yere geldi ve yatağa uzandı müziğin de yardımıyla düşüncülerini dağıtmak istedi. Bir kaç şarkı dinledi olmadı, düşüncelerini müzikle susturamadı. Çoğu zaman aynı şarkıları dinlediği için bağışıklık kazanmış olabileceğini düşündü. Bir süre sonra yazmak istedi yazma isteğini bastırmaya çalıştı ama başaramadı. Anlatmak istediği bir şey mi vardı yoksa sadece düşüncelerini kağıda mı dökmek istiyordu bilmiyordu. Önce şiir yazmayı denedi ama uygun kelimeleri bulamadı, alkollü olmadığı için olabilirdi. Alkol aldığı zamanlarda daha hızlı düşündüğünü düşünürdü. Sonra arkadaşlıkları ve aşkları düşündü.Bu iki kavramın iç içe geçmeye başladığında ne denli tehlikeli olabileceğini tekrar hatırladı. Arkadaşlık aşkın içine geçemiyordu çünkü insan tanıştığı biriyle önce arkadaş oluyordu ama aşk öyle değildi aşk kendi bildiğini okuyordu ve her şeyi bok edebilirdi. Oysa bu böyle olmamalı arkadaşlıklar aşktan dolayı son bulmamalı dedi kendine. Arkadaşken yaşanan tesadüfi karşılaşmaların tadı yerini kaçışlara bırakmamalıydı, insan konuşmak istediğinde yanlış anlaşılır mı diye düşünmemeliydi, birlikte oturup dertleştiğin günler yerini başkalarına bırakmamalıydı. Adam bu düşüncelerin içinde kayboldu. Kaybettiği arkadaşını özlemişti ama yapabileceği bir şey yoktu yaşananlar geri alınamazdı zaman bazı şeyleri düzeltemezdi. Müziğe bir şans daha vermesi gerektiğini düşünürken arka planda Duman – Aman Aman çoktan duyulmaya başlamıştı…

En üzücü haberler beklenmeyen anlar da öğrenilirdi adam bunu kalbi ansızın sızladığında farketti. Aslında duymuş olduğu bir haber yoktu gördüklerinden ve duyduklarından kabaca bir çıkarımda bulunmuştu. Doğruluğu kesin olmayan bir şeyin kendisini neden bu denli üzdüğünü düşündü. Eğer çıkarımı doğruysa bile bu konunun kendisini ilgilendirmediği gerçeğini henüz kabul edememişti, bu düşünceyi sindirmek zaman alıyordu. Aşk denilen bu illet mahkumlara verilen yemeklerden farksızdı aç kalmak gibi bir lüksünüz yoktu. Bu iğrenç yemeği kusabilmek için ağız dolusu içmek istedi ama yapmadı alkole sığınmaktan yorulmuştu alkol dostu değildi ve cebinde parası kalmamıştı. Aynanın önüne geçti ve karşısındaki insana gülümsedi. Derin bir sessizlik oldu.

Özgürlük

Kendimize vermiş olduğumuz zararın bilincinde, ki bunu büyük bir zevkle yaparak hayatlarımıza devam ettik. Yaşadığımız şeyler ve yaşayacaklarımız bu gerçeği değiştirmeyecekti. Bir süreliğine alışkanlıklarımızı terketsekte eninde sonunda aynı yere dönecektik. Daha çok içeçek, daha çok düşleyecek ve daha çok ölecektik. Kendimizi çok sevdiğimizi düşünsekte hiç sevmemiş olma ihtimalimiz de vardı.  Ruhumuzun hayat bulduğu bedenin hareketsiz kalacağı günü bekleyecek ve onun özgür kalmasını iple çekecektik. O andan sonra ne sevginin, ne aşkın ne de yaşananların bir anlamı kalacaktı. Karanlığın ve sessizliğin karşısında aslında hiç var olmayan benliğimize son bir kez gülecektik.

Kaçış

Her şeyi geride bırakıp gitti cümlesindeki kadar kolay olabileceğini düşünmüyordum elbette.  Zaten olsa olsa bunu sen yapardın. Sırf bu yüzdendir uzak şehirlere kaçışlarım. Düşüncelerimi arındırma çabalarım.

Her gittiğim yere seni de yanımda götürüyorum. Elimi tutuyormuşçasına yürüyorum eski taş yollarda. Ağaçların gölgeleri gizlerken sarı sokak lambalarının hüznünü, ben hep seni düşlüyorum. Gördüğüm her aşktan bir parça çalıyorum yanan yüreğime. Balkan ezgilerinin hüznüne, gülüşlerini katıyorum.

Onca çırpınışa rağmen, tekrar sana dönüyorum.

Ne vakit Ankara’ya gelsem nefes almam zorlaşır. Gökyüzü yere daha yakındır Ankara’da. İnsanı hüzün basar, keder sarmalar, duvarlar üzerine üzerine üzerine gelir. Yine de çığlık atamazsın bu şehirde. Öyle bi seversin ki Ankara’yı nefret söylemiyle ayrılsanda her seferinde, her dönüş hissinde özlem kokar en derinde.

Anılar köşe bucak sarmalar kollarını
Sense göz yaşlarınla eşlik edebilirsin sadece
Göz yaşların zamanla kurur.
Gözlerin zamanla unutulur.
Gülüşlerin solar soğuk bir gecede
Sen zaten bana hiç gülmedin
Sevdiklerine güldüğün gibi

Yudum Yudum

Damarlarım alkolü dost sanarken
Ben yudum yudum ölürüm
Kısılan gözlerim yenik düşerken
Seni tüm çıplaklığınla görürüm
Kokum biraz hüzün kokar
Sana tekrar hayat verirken
Müzik kutusu buruk çalar
Gözyaşlarım dudaklarıma giden yolu unuturken
Sense hala aynı gülersin
Ben yaşama alışırken

Alabora

Gülüşleri kıyıya vuran dalgalar gibi
Sessizce yaklaşıp düşüncelerime köpürürdü
Kendince kıyılar hayal ederdi de
Denizini zaten bulmuş gibiydi
Gülüşlerim ahşap bir kayık gibi
Alkollü sularda fırtınayla dans ederdi
Senin kıyılarını hayal ederdi de
Denize hiç açılamamış gibiydi

Son Dans

Göz kapakları utanarak açılırken
Kokusu sarhoş ediyor
Fazlasıyla acımazsızlaşıyor
Dudaklarıyla öldürüyor

Göz yaşlarım en derinden süzülürken
Son kezmişcesine sarılıyorum
Soğukkanlı kalıyor
Dudaklarıyla öldürüyor

Zaman dostmuş gibi gülerken
Yorgun düşüyorum
Her içki şişesinde
Dudaklarını görüyorum
Ölüyorum

Sen Giderken

Gideceğini çoktan duymuş Beytepe
Hüzün sarmış dört bir yanını
Kediler bile şimdiden seni sorar olmuş
Nasıl derim sıcacık elleri artık yok diye
Kütüphane sıraları gözlerini aramış
Nasıl derim o gözler artık uyuklamayacak diye
Sıcak çikolata kışı özlemez artık
Belki de yalnız içileceğim diye
Çiçekler açmak için gülüşlerini ararken
Nasıl derim bir daha gülmeyecek diye
Bir garip ben düşünmez artık yürürken
Seni görürsem ne yapacağım diye

Rakı Masası

Kadeh sesleri yokluğun
Gönlümde yankı bulan
Keman tınıları sözlerin
Aklımdan bir türlü çıkmayan
Soğuk su kalbin
Bolca içime katılan
Buz parçaları bir bakışın
Düşüncelerimi donduran
Kavun dilimleri gülüşün
Bütün acıları unutturan
Bir de mum var
Bunca güzelliğin içinde yanan

Dalgıç

Ciğerlerimi doldurur,
Sonsuz düşüncelere dalarım.
Merakıma yenik düşer,
Dibe doğru yol alırım.
Tanrıyı ararım kum tanelerinde,
Hiçbir şey bulamam.
Yanımda yüzen balıklara bakarım,
Uzanır da tutamam.
Takip etmek isterim de
Yabancı olduğumu hatırlarım.
Denizkızına rast gelir
Biraz daha kalmayı dilerim
Fakat zamanım yok bilirim
Alkolü, boğulmaya tercih ederim
Belki bir gün derim, belki bir gün
Dışarıda değil de içeride boğulurum.