Adamın Dünyası – 5

Anahtar sayısındaki artış ile eve geldiğimi anlıyorum. Uzun seneler yaşadığım bu yere ne zaman bu kadar uzaklaştım, hatırlamıyorum. Gökyüzünün en aydınlık saatlerinde ışığı minimal seviyede geçiren odamı fazlasıyla özlediğimin farkına vardım. Gündüz yaşanan karanlıkları unutmanın hüznü içimi burkmuş olsada özlem gidermeye çoktan başladık. Hayatımın bir parçası halini alan melankolik ruh halinin gitmesine izin vermeyen de sanırım benim. Ruhuma dokunan müzikler ve kafamdaki sesi susturabilecek bir kaç şeyle birlikte uzun süre mutlu olabiliceğimi düşünüyorum.

Orman

Üzerimdeki tüm yükü bırakmama o kadar az kaldı ki hafiflediğim için üzülsem mi sevinsem mi karar veremiyorum. Değişme arzusunun bir sonucu olarak kendimden uzaklaşıyorum ve başka bir şeye dönüşmek içten içe beni korkutuyor. Her şeyin aynı olduğu küçük bir alanda sadece biraz daha farklı olduğum için insanların beni farkediyor olmasının rahatsızlığını yaşıyor olmama rağmen bir yanım buna içten içe seviniyor. Kim bilir belki de insanların yıllar içerisinde bizlere yaşattıklarının bir sonucu olarak insanlığın kibiri benim de içime işlemiştir. 

Beni görenlerin somut olduğunu düşündüğü ama aslında benim için her şeyin soyut olduğu bu alanda çoğu şeye rağmen hayatıma devam edeceğim. İnsanların çoğu için hiç var olmayacak olsam da bazı şanslı insanların anılarında yaşamanın verdiği haz ile o günü bekleyeceğim. Beni hatırlayan son insanın yıldız tozuna dönüşmesiyle ben de silineceğim.

 

Adamın Dünyası 4

Yıllar sonra aradığım tadı bulmanın sarhoşluğuyla uyandım ve gözlerimin açılmasıyla birlikte o da konuşmaya başladı. Bazen iki farklı kişi olduğumuzu ve farklı zamanlarda kontrolü ele geçirdiğimizi düşünsekte bu sefer aynı noktada birleşmiş gibiydik. Şimdi ne olacak sorusuna ikimizin de bir cevabı yoktu. Camel – Rajaz eşliğinde susmayı tercih ettik. Sadece müziği duyabiliyorduk ve oldukça sarhoştuk.

 

Adamın Dünyası – 3

Adam umutsuz bir ruh hali ile tek göz odasına döndü. İlk defa odasının bu denli küçük olduğunu farketti fakat bu durum onu rahatsız etmedi. İki senedir aynı odada kaldığı için odasına bir hayli alışmıştı. Yatağı, çalışma masası, kitaplığı, eşyalarının ucu ucuna sığabildiği gardırobu ve oda arkadaşı ile ortak kullandıkları beş raftan oluşan bir ayakkabılığı vardı. Açıkçası yaşamak için ihtiyacı olandan fazlasına sahipti, hem kocaman evlerde yaşayan insanlar bile bir odaya tıkılıp kalıyor, odalarında kendi yaşam alanlarını yaratıyor ve dışarıdan yapılan ufacık bir müdahaleye bile tahammül edemiyorlardı. İnsan ne kadar yanında birilerini arasa da sonunda yalnız kalmak istiyordu. Acı bir biberin gözlerinizden yaşlar getireceğini bildiğiniz halde koca bir ısırık almanız gibiydi yalnızlık. Acı ve zevkin mükemmel uyumu, hiç son bulmayacak bir dans. Bu satırları yazarken kendisin de iliklerine kadar yalnız olduğunu hissetti. Gerçi başından beri yalnız adamı oynamayı severdi. Tek başına bir bara gider, birasını söyler, en köşeye oturur ve insanları izlerdi. Bu durumdan hem hüzün duyar hem de keyif alırdı. Her ne olursa olsun yalnızlık güzel şeydi, özgürlüğe yakın olmaktı ve insan özgür olma içgüdüsüyle yaratılmıştı.

Adamın Dünyası – 2

Adam, odasına hafif alkollü bir şekilde döndü çakır keyif olduğu bile söylenemezdi. Sıcak bir duş alıp rahatladıktan sonra bornozunu çıkarmadan yazmaya başladı. Yazmaya başladığında kendisinden başkasını yazamadığını farkedince duraksadı ve ne kadar bencil olduğunu düşündü ama aldırış etmedi, kendi hissetmediği bir şeyi yazamazdı, hayali bir karakter yaratamazdı ve olmayan bir karakterin duygularını yansıtamazdı.

Bugün neden içtiğini düşünmeye başladı. Hiçbir cevabı yoktu. Sarhoş olmak istememişti, keyif almamıştı, boş bir içişti, anlamsızdı. Birden keyif alarak içtiği günleri hatırladı. O günlerden nasıl böylesine uzaklaşmıştı? Bu uzaklaşışının sebebi, hatırlamaya çalıştığı şeyi unutmak zorunda olması olabilir miydi? Sorunun hissettirdikleri karşısında düşünce denizine daldı. Sarhoş olduğu için detayların tümünü hatırlayamadığı günlerden birisini gözlerinin önüne getirdi. Güzel şeylerin hissettirdiklerinin zamanın karşısında hızla unutulup gitmesine üzüldü. Sert bir öpücüğün karşı koyulmaz tadı bu kadar çabuk unutulmamalı diye düşündü. 

Elinden geleni yapmıştı, daha fazla yapabileceği bir şey kalmamıştı. Ne kadar çabalarsa çabalasın duyguları değiştiremeyeceği gerçeğini kabullenmişti. Yaptığı hata zamanlama hatası olabilirdi, belki başka zaman olsa böyle olmazdı diye düşündü. Kendi de dahil olmak üzere hissettiği şeyleri söyleyemeyip içine atan insanlara sessizce bağırdı, bu sessiz çığlık çığ gibi büyüdü, nefessiz kaldı.

Adamın Dünyası – 1

Gökyüzünün insanın içini darladığı günlerden biriydi bu havalarda insanın kendisini yatağa atası gelirdi. Adam kaldığı yere geldi ve yatağa uzandı müziğin de yardımıyla düşüncülerini dağıtmak istedi. Bir kaç şarkı dinledi olmadı, düşüncelerini müzikle susturamadı. Çoğu zaman aynı şarkıları dinlediği için bağışıklık kazanmış olabileceğini düşündü. Bir süre sonra yazmak istedi yazma isteğini bastırmaya çalıştı ama başaramadı. Anlatmak istediği bir şey mi vardı yoksa sadece düşüncelerini kağıda mı dökmek istiyordu bilmiyordu. Önce şiir yazmayı denedi ama uygun kelimeleri bulamadı, alkollü olmadığı için olabilirdi. Alkol aldığı zamanlarda daha hızlı düşündüğünü düşünürdü. Sonra arkadaşlıkları ve aşkları düşündü.Bu iki kavramın iç içe geçmeye başladığında ne denli tehlikeli olabileceğini tekrar hatırladı. Arkadaşlık aşkın içine geçemiyordu çünkü insan tanıştığı biriyle önce arkadaş oluyordu ama aşk öyle değildi aşk kendi bildiğini okuyordu ve her şeyi bok edebilirdi. Oysa bu böyle olmamalı arkadaşlıklar aşktan dolayı son bulmamalı dedi kendine. Arkadaşken yaşanan tesadüfi karşılaşmaların tadı yerini kaçışlara bırakmamalıydı, insan konuşmak istediğinde yanlış anlaşılır mı diye düşünmemeliydi, birlikte oturup dertleştiğin günler yerini başkalarına bırakmamalıydı. Adam bu düşüncelerin içinde kayboldu. Kaybettiği arkadaşını özlemişti ama yapabileceği bir şey yoktu yaşananlar geri alınamazdı zaman bazı şeyleri düzeltemezdi. Müziğe bir şans daha vermesi gerektiğini düşünürken arka planda Duman – Aman Aman çoktan duyulmaya başlamıştı…

En üzücü haberler beklenmeyen anlar da öğrenilirdi adam bunu kalbi ansızın sızladığında farketti. Aslında duymuş olduğu bir haber yoktu gördüklerinden ve duyduklarından kabaca bir çıkarımda bulunmuştu. Doğruluğu kesin olmayan bir şeyin kendisini neden bu denli üzdüğünü düşündü. Eğer çıkarımı doğruysa bile bu konunun kendisini ilgilendirmediği gerçeğini henüz kabul edememişti, bu düşünceyi sindirmek zaman alıyordu. Aşk denilen bu illet mahkumlara verilen yemeklerden farksızdı aç kalmak gibi bir lüksünüz yoktu. Bu iğrenç yemeği kusabilmek için ağız dolusu içmek istedi ama yapmadı alkole sığınmaktan yorulmuştu alkol dostu değildi ve cebinde parası kalmamıştı. Aynanın önüne geçti ve karşısındaki insana gülümsedi. Derin bir sessizlik oldu.

Özgürlük

Kendimize vermiş olduğumuz zararın bilincinde, ki bunu büyük bir zevkle yaparak hayatlarımıza devam ettik. Yaşadığımız şeyler ve yaşayacaklarımız bu gerçeği değiştirmeyecekti. Bir süreliğine alışkanlıklarımızı terketsekte eninde sonunda aynı yere dönecektik. Daha çok içeçek, daha çok düşleyecek ve daha çok ölecektik. Kendimizi çok sevdiğimizi düşünsekte hiç sevmemiş olma ihtimalimiz de vardı.  Ruhumuzun hayat bulduğu bedenin hareketsiz kalacağı günü bekleyecek ve onun özgür kalmasını iple çekecektik. O andan sonra ne sevginin, ne aşkın ne de yaşananların bir anlamı kalacaktı. Karanlığın ve sessizliğin karşısında aslında hiç var olmayan benliğimize son bir kez gülecektik.

Kaçış

Her şeyi geride bırakıp gitti cümlesindeki kadar kolay olabileceğini düşünmüyordum elbette.  Zaten olsa olsa bunu sen yapardın. Sırf bu yüzdendir uzak şehirlere kaçışlarım. Düşüncelerimi arındırma çabalarım.

Her gittiğim yere seni de yanımda götürüyorum. Elimi tutuyormuşçasına yürüyorum eski taş yollarda. Ağaçların gölgeleri gizlerken sarı sokak lambalarının hüznünü, ben hep seni düşlüyorum. Gördüğüm her aşktan bir parça çalıyorum yanan yüreğime. Balkan ezgilerinin hüznüne, gülüşlerini katıyorum.

Onca çırpınışa rağmen, tekrar sana dönüyorum.

Ne vakit Ankara’ya gelsem nefes almam zorlaşır. Gökyüzü yere daha yakındır Ankara’da. İnsanı hüzün basar, keder sarmalar, duvarlar üzerine üzerine üzerine gelir. Yine de çığlık atamazsın bu şehirde. Öyle bi seversin ki Ankara’yı nefret söylemiyle ayrılsanda her seferinde, her dönüş hissinde özlem kokar en derinde.

Anılar köşe bucak sarmalar kollarını
Sense göz yaşlarınla eşlik edebilirsin sadece
Göz yaşların zamanla kurur.
Gözlerin zamanla unutulur.
Gülüşlerin solar soğuk bir gecede
Sen zaten bana hiç gülmedin
Sevdiklerine güldüğün gibi

Yudum Yudum

Damarlarım alkolü dost sanarken
Ben yudum yudum ölürüm
Kısılan gözlerim yenik düşerken
Seni tüm çıplaklığınla görürüm
Kokum biraz hüzün kokar
Sana tekrar hayat verirken
Müzik kutusu buruk çalar
Gözyaşlarım dudaklarıma giden yolu unuturken
Sense hala aynı gülersin
Ben yaşama alışırken